Sadece bizim yüz yüze olduğumuz bir gerçek değil, çocuklarımızın ve hatta dünyadaki tüm çocukların yaşayacağı bir durumla karşı karşıyayız. Dünyanın öteki taraflarındaki çocukları bir kenara bırakalım.
Ama bizim çocuklarımızın yaşamlarını etkileyecek bir durumla karşı karşıyayız.
İşsizlik, düşük ücretler, kısa süreli veya parça- proje başı işler, sosyal güvencesiz ve desteksiz bir sosyal yapı...
Bizler kendimizi öyle görmesek bile, çocuklarımıza oranla çok şanslıyız.
Babalarımız, bir işe girer, 30-40 yıl çalışır, emekli olurdu.
Bizim kuşak aynı sürede ortalama 4-7 iş yeri değiştiriyor. Daha az iş değiştirenler şanslı. Yine de babalarımıza oranla ciddi zorluklarla karşı karşıyayız.

Çocuklarımız ise makineleşmiş fabrikalarda yer bulamayacak. bir makine 15-20 kişinin yerini almış. Bir operatör ortalama 8-10 makineyi aynı anda koordine edebiliyor.Üstelik makineler haftada 7 gün ve 24 saat çalışabiliyor.
Yani, 30 yıl evvelki 200 kişinin işini, bir operatör yürütebiliyor.
Çocuklarımız zamanında bu sayı belki de 2000 olacak. O bir kişilik operatör koltuğu içn yarışacaklar.Üstelik nüfus ta artmış olacağı için, rekabet şartları daha keskin olacak.
Ağırlıklı hizmet sektöründe işler olacak. Bu ise branşlaşma, uzmanlaşma demek, yani kişiye özel, tüketicinin istediği ürünü/hizmeti üretmek öne çıkacak.
Hele teknolojinin getirdiği bilgi iletme hızı ve alışkanlığı ile hızlı ve kaliteli hizmet öne çıkıyor. Artık önemli bir kısmımız, Kemeraltı yerine internetten alış veriş yapmıyor muyuz? Bu bir başlangıçtı...
Azalan iş imkanları, kalifiye olmayan kişilerin üretme, toplum içinde yaşama şansını da azaltacak.
Bu da yetmiyormuş gibi, devletlerin küçülmesi ve topluma sosyal güvenlik sağlayan kurumları özel sektöre devretmeleri yüzünden (özelleştirmeler), devlet müdahalesi de iyice azalacak. Devlet elini Toplumsal Sosyal Güvenlik enstrümanlarından elini çektikçe, ekonomi üzerindeki baskısı ve kontrolü de azalacak.
Bir çok yerde devlet kamu kurumlarının değil, şirketlerin sözü güçlü olacak.
Bu ortamda kişilerin bulabilecekleri iş olanakları da kısıtlı ve sınırlı olacak. Bu kaçınılmaz. Çünkü beslenmesi gereken boğaz çok ama besleyecek iş az. Var olan işlerin kişilere dağıtılması gerekecek.
Yasalarımızda bu yönde hazırlık içinde, İş kanunlarında parça başı, saatlik, proje-iş süreli "iş sözleşmeleri" ve bunların "sosyal güvenlik" biçimleri, yer almaya başladı.
İşçinin, çalışanın şu anki haliyle buna karşı durmasına imkan yok. Bu değişim, devletlerin gücünü bile aşıyor çünkü. Protestolar, karşı çıkmalar ne kadar haklı ve geçerli sebebe sahip olsa da etki güçleri yok. Bir şey değiştirmeyecek.
Bence tek çözüm, bu değişime uyum sağlamak ve ayak uydurmak.
Ama bu değişime ayak uydururken, insanları birey olarak tek başına bırakmayacak şekilde, örgütlenerek güçlenmiş şekilde uyum sağlamak gerekiyor.
Ancak bu şekilde bu güçlerle, yerel düzeyde pazarlık yapılabilinir. Menfaatler bir nebze korunabilir. Aksi halde şimdiki gibi, her yıl biraz daha kaybedenlerden olmaya devam edeceğiz. Şu an ülkemizdeki, Sendikal Örgütlenme ve İşleyiş yapısı bu sorulara cevap ve çözüm üretebilecek şekilde değil.
Üstelik geliştirilecek bu "uyum yöntemi ve örgütlenme yapısı" çocuklarımızın da hayatına olumlu etki edip, hayatlarını kolaylaştırabilecek.
Nasıl Örgütlenmeliyiz? Öncelikler neler olmalı?
İşsizliğe karşı GÜVENCE nasıl geliştirilebilir?
Yoksulluk ve yoksunluğa karşı neler yapılabilir?
Bu konudaki düşüncelerimizi ve önerilerimizi paylaşmalıyız. Birbirimizden destek alarak geliştirmeliyiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder