27 Kasım 2018 Salı

SENDİKALARIN GELECEĞİ İÇİN NE YAPILMALI?


Yoksulluğa, Güvencesizliğe ve Krize Karşı Mücadele (4)  
English

Tarih boyunca, üretimin şekli ve sahipliğinin, hem toplumların siyasi yönetim tarzlarını, hem de çalışma ilişkilerini biçimlendirdiğini gördük. Bilgiye dayanan üretimin güçlendiği ve yatırım sermayesinin de hissedarlara ait olacağı dönemler başladı.


Şu an geçiş döneminin sancılı dönüşüm evresindeyiz. Girişimcilikte değişiyor.

Girişimi başlatanlar, şirket yönetimini yönetim kurullarına bırakıyorlar. Sahip oldukları kurucu hisselerin kâr payı üzerinden gelir sağlıyorlar.

Çalışanların, ticari girişimlerde aynı zamanda hissedar/pay sahibi olacağı bu üretim döneminde, bilgi ve teknoloji ana üretim araçları olacak.
Çalışma ilişkilerinin de bu durumdan etkileneceği şüphesiz. Ancak geçiş her yerde ve aynı hız da olmayacak.
 
Tarım toplumunun, endüstri toplumuna dönüşmesi nasıl kuşaklar boyu sürüyorsa, bu ekonomik ve siyasi değişimde aynı şekilde zaman alacak.
 
Siyasi yapılar değişecek, çünkü mevcut siyasal yapılar, mevcut toplumsal ihtiyaçları cevaplayamıyor. (Bu ayrı bir tartışma konusudur.)
 
Ekonomik yapı değişiyor çünkü, üretim araçları ve yöntemleri ve daha önemlisi pazarlarda var olma koşulları değişiyor. (İnternet üzerinden verdiğimiz siparişi 2 gün ile 2 hafta arasında dünyanın her tarafından alabiliyoruz. Üstelik kapımıza kadar geliyor.)

Bunların ışığında, çalışana fayda sağlayacak ve güvenebileceği tek yapının, gene çalışanlar tarafından oluşturulan organizasyonlar olacağını görüyoruz.  

Ancak mevcut çalışan örgütlenmesi olan Sendikaların da, organizasyon yapıları ve benimsedikleri ilkeler olarak değişimden geçmeleri gerekli gözüküyor.

Sendikaların iki temel noktada ciddi değişimden geçmesi gerektiği görülüyor.
İlki, Sendikal Organizasyonlar aynı zamanda bir "Tüketici Örgütlenmesi" işlevi de yürütmek zorunda.
İkincisi, Sendikalar toplumun tüm iş gücü arzını  kapsayacak şekilde "İstihdam Büroları" işlevi yüklenmek zorunda.
Aksi halde şu anki yapıları ve ilkeleri ile Sendikaların çalışanlara olan faydasızlığı artacak.

Tüketici Örgütlenmesi:

Tüm çalışanlar aynı zamanda birer tüketicidir gerçeğinden hareket edilmektedir.

Tüm firmalar, ürünlerini satmak zorundadır. Tüketicilerinin sürekli ve düzenli olması hayati önemdedir.

Bu yüzden bir firmaya yapılabilecek en önemli yaptırım güçlerinden biri de, ürünlerinin boykot edilmesidir. Çünkü firmanın tüketici pazarında kaybedeceği müşterileri, derhal bir başka firma muadil ürünleri ile doldurabilecektir.

Ve firma için pazar daralması, tüm işçilerinin greve gidip, üretim yapmamasından daha ağır bir bedeldir.

Sendikalar gerek üyeleriyle, gerek ise tüm diğer tüketicilerle hareket etme imkanı bulduğu zaman, işletmeler üzerinde direk ya da dolaylı (eğer ara mal üretiyorsa firma, nihai ürünü üreten firmanın ürünlerini boykot ederek) olarak baskı gücüne kavuşmuş olacaklardır.
 

Üstelik gerek yasalarla, gerek diğer yaptırımlarla da olsa bu eylemi engelleyebilecek hiç bir hukuki ve fiziki imkan yoktur

İstihdam Büroları:

Gelişmiş ülkelerden başlayarak, esnek çalışma modelleri ve bunu düzenleyen çalışma ilişkilerini tanımlayan yasalar her ülke gündemine girmektedir. Özel sektörün çalışma ilişkilerindeki yükümlülük giderlerinini azaltıp, rahatlatan bu uygulamalar, ne yazık ki engellenemiyor.
Çünkü üretim ve tüketim yapısı, nüfus yapısı ve işsizlik artışı, ekonomik değeri olan kaynakların yapısı sürekli değişiyor.

Şu an özel istihdam büroları, özel sektörün ihtiyaçlarına göre dizayn edilmiş bürolar olarak faaliyettedirler. Çalışanın sosyal ve ekonomik hakları üzerinde baskı oluşturmaktadır.

Özellikle esnek çalışma uygulamaları,
Sosyal Güvenlik Sisteminin özelleştirilmesi ve yerine Bireysel Emeklilik ve Sağlık sistemlerinin getirilmesi, aynı dönüşümün diğer farklı parçalarıdır.

Mevcut sendikacılık anlayışı, sürekli ve düzenli çalışanların, taylorizm denilen üretim bandına dayalı yığın ve toplu üretimine dayanıyor. Teknoloji ise bu dönemi bitiriyor.
Sendikaların temel var oluş amacı, çalışanın sosyal refahını ve yaşam şartlarını iyileştirmektir.

İşçiler bu amaçla bir araya gelip birlik olmuşlardır.
Bu yüzden geçmişteki Sendikacılık anlayışı ile karşı çıkılan konu ve durumları tekrar ele alınmalı.

Yeni şartlar altında çalışan menfaatine "neler yapılabilir?" ona bakmak lazım.

Bir çalışanı en iyi anlayacak ve destek olacak şey, gene diğer bir çalışandır.

Bu yüzden halen İşçi Örgütlerinin kapsamı dışında kalan esnek çalışanları da kapsam içine alacak uygulamalar geliştirmek zorunludur.

Sendikaların oluşturacağı özel istihdam büroları, piyasadaki özel girişimlerin aksine, "şirkete kâr" değil , "çalışana fayda" amaçlı olmalıdır.

Esnek çalışmak zorunda kalanların işlere yerleştirilmesi yanında, işsiz oldukları dönemlerde yeni vasıflar kazanmaları için eğitimlerini de sağlanmalı.

Bunların dışında, bu kişilerin iş gücünden faydalanarak Sendikaların çalışanı destekleme amacıyla oluşturduğu girişimler de güçlendirilmeli.

Bu ofisler aracılığıyla, esnek çalışanın karşılaşabileceği sosyal ve ekonomik riskleri hafifletmek için bazı önleyici uygulamalar geliştirilmelidir.

Bunları yapabilmek imkansız değildir. Tam tersi basitten başlamak şartıyla çok kolaydır.
Bunu yapabilecek istek ve kararlılık önemlidir.

Eğer gerçekten dürüst ve şeffaf sendikacılık yapılıp, ekonomik kaynaklar kaybedilmez ise yapılabilinir.
 Bu şekilde "çalışan örgütlenmeleri" toplum içinde daha güçlü bir pozisyona da ulaşacaklardır. Hem kamuoyu desteği, hem çalışan güveni güçlenecektir.
Gerek ulusal iktidarlar gerek şirketler üzerindeki yaptırım güçleri de artacaktır.


Bu yüzden sendika yönetimlerinin, bir an önce kafa kafaya vererek, ortak bir istihdam bürosu yapısı oluşturmaları gereklidir.
Esnek çalışanları da yeni bir sendikal örgütlenme altında toplamaları şarttır.

Ya da "bu olmaz!" deyip, Sendikaların içini eritip,  tamamen bitireceklerdir.


Çalışanlar bu durumda, alternatif kalmayınca yeni tip "Çalışan Organizasyonları" oluşturacaklardır.
 
Bu değişim birden bire olamayacağı için, geçiş döneminde, mevcut yapılar üzerinden neler yapılabilineceği 3 başlıkta derlendi.

1) İş yeri-İş kolu bazında
2) Bölge bazında

3) Ülke ve Uluslararası bazda


1) İş yeri-İş kolu bazında
a) İlk yapılması gereken şey, Sendikanın Çalışan gözünde kaybettiği güveni geri kazanmasıdır.
Yani,
I) Sendika yönetiminin içinde bulundukları durumu ve çıkmazlarını tüm üyeleriyle paylaşıp, ortaya koymasıdır.

II) Gelir-Giderler konularını üyeleriyle paylaşarak, yönetimi şeffaflaştırmasıdır.

III) İş Yeri Temsilcisi ve delege seçimlerinde, tüm taraflar oy oranlarına veya kişiler aldıkları oy miktarına göre belirlenmesi gerekmektedir. Grup listeleri üzerinden yapılan seçimler sona ermeli.
Yönetimler de tüm üye kesimlerin farklı düşüncelerini taşıyacak kişilerden oluşmalıdır.

IV) İşveren yetkilisi veya temsilcileri ile görüşmelerde, verilen tekliflerin tümü çalışanlarla paylaşılmalıdır.
Ancak ayrıntılar üzerinde tartışma ve karar alma kısmı, seçilmiş yetkililerce gerçekleştirilmelidir.Verilen kararlar, işveren temsilcisinden önce üyelere bildirilmelidir.
b) Sendikanın İş Yeri Temsilcileri, iş yeri birimlerine göre değil, işlerin niteliğine göre belirlenmelidir. Yani A birimindekileri 1 temsilci, B birimindekileri 1 başka temsilci şeklinde değil.

Çünkü, özellikle hizmet sektöründe, beyaz yakalıların artması ile uğraşılan işlerin çeşitliliği de artmıştır. Bu işlerin farklılıklarına göre gruplamalar oluşturup, temsilciler buna göre belirlenmeli.

(Bir temsilcinin hem kat görevlilerini, hem sekreterleri hem de operatörleri aynı verimlilikte ve isabette temsil etmesi zordur. Bunun yerine, mesela sekreterler için ayrı, kat görevlileri için ayrı, şoförler için ayrı bir temsilci olması daha doğrudur.)

Böyle her temsilci, belli bir alanda uzmanlaşmış olarak sorunlara müdahil olabilecektir. İşçinin sorununu daha doğru anlatabilecektir.

c) Sendikanın çalışanlar arasındaki iletişimi geliştirmek ve dayanışmayı artırması için, sosyal etkinlikler ve kampanyalar düzenlemesi gereklidir.
Sendikalar sadece işçi-işveren arası aracı kurumlar değillerdir.

Çalışma koşullarının geliştirilmesinin yanında, çalışanın sosyal refahını artırmak için de çalışmalıdırlar.
Ayrıca uzlaşmazlıklar sırasında harekete geçildiğinde,  ihtiyaç duyulan kamu oyu desteğini de hazırlamak zorundadırlar.
Bu amaçla ilk olarak toplantı ve sosyal organizasyonları organize edebileceği, kapalı ya da yarı kapalı bir lokal alanı belirlemesi lazım.

Burada,
 
I) Çalışanlarla ilgilendirecek, çalışma yaşamına ait son durum bilgileri içeren dokümanlar,
II) Toplantı, panel, açık oturum,  gibi etkinlikler düzenleyebileceği malzemeler,
III) Kermes, yardım-dayanışma toplantıları, tanışma-kaynaşma partileri,
IV) İkinci el eşya satış-takas pazarı, ev aletleri tamir günleri vb. gibi sosyal etkinlikler, yapılabilmelidir.
 
Amaç, üyeler arası ilişkiyi güçlendirmektir. Üyenin bir topluluğa, bir gruba ait hissedebilmelerini sağlamaktır. Çoğu üye çalışma hayatı boyunca, sendika tesislerine hiç gitmemekte, nadir kısmı ise seyrek gitmektedir. 
Bu çalışanın gruba ait olma duygusunun gelişmesini önlemektedir.

V) Özel durumları olan üyelere destek ve yardım için geçici bağış ve destek organizasyonları sendika yönetimleri tarafından organize edilip, uygulanmalıdır. (Mesela bir  hastalık, kaza, felaket sonucu destek vermek için...)
d) Düzenli sosyal etkinliklerin geliştirilmesinden sonra, sendikalıların çocuklarına ve aile bireylerine yönelik olarak destekleyici etkinlikler geliştirilmeli.

Bu hem gençlerin sendikaya olan yaklaşımını olumlu etkileyecektir. Hem de sendika üyesi olmayan akrabaların desteğini de artıracaktır.
e) Üyelerin genel tüketim ürün ve hizmetlerin, toptan ve daha ekonomik sağlanması için de geçici satın alma organizasyonları oluşturması gerekir.

Bu organizasyonlar, tüm üyeler için olabileceği gibi belirlenmiş alandaki meslek çalışanları için de olabilir.  

Ya da bölgeler veya şubeler temelinde de olabilir. Bu sendikanın üyelerine sağladığı özel avantajlardır. 

Hem sendikalı olmayanları sisteme dahil olmaya ikna etmek içindir. Hem de bölge ekonomisinde, alım gücü olan bir grubu temsil etme yeteneğidir.

Günümüzde sendikalar arasında, üyeler açısından ayırt edici fazla fark kalmamıştır. Sendikalar farklarını ancak üyelerine sağladıkları farklı imkanlar çerçevesinde ortaya koyabilirler. Sendika üyelerine destek sağlayan hukuki sözleşmeler, mesela sağlık anlaşmaları, sigorta anlaşmaları da bu kapsama girmektedir.
f) TİS zamanlarında, ücret sendikacılığı prosedürü izlemek, Sendika'yı zayıflatmaktadır.


Sadece isteyen taraf olmak; pazarlık değil, dilenmedir.

İşveren Temsilcisinin hedefi, sadece daha az ödün vermek olacaktır. 


Bu yüzden bu görüşmelerin "Pazarlık" şekline çıkarılması lazım.
Yani işveren tarafına taleplerin yanında, cazip gelecek yeni önerilerde bulunmak gerekli.
(Bu verimlilik artışı, üretimde tasarruf olabileceği gibi, kurumun ürün ve hizmetlerin bir kısmını desteklemekte olabilir.)
Veya anlaşmazlık sonrasında, başvurulacak ve işvereni uzlaşmaya zorlayıcı uygulamalar olabilir. (Grev, iş yavaşlatma, ürün boykotu, yasal yaptırımlar, ...vs.)

 
Eğer Sendika bunları yapmıyor ya da yapamıyorsa, o sendikadan ayrılıp, çalışanlarca yeni işçi birliktelikleri oluşturulmalı.

2) Bölge bazında
Sendika bölge bazında iş yerine veya koluna göre daha fazla esnekliğe sahiptir. Hem daha geniş bir alan ulaşabilmektedir. 

Hem de farklı iş kollarından veya yerlerinden de destek sağlayabilme imkanı vardır. Ulaşabildiği üye sayısı daha fazladır. Ancak üye sayısının fazla olması bir güç sahibi olmanın ifadesi değildir.
Sendikanın gücü, üye sayısından değil, üyelerini ve toplumu harekete geçirebilme gücünden gelir.
Bu da ancak aynı zamanda bir Sosyal Organizasyon olan Sendika'ya duyulan güvenin güçlendirilmesi ve tüm Sendikalı üyelerin ortak zeminler üzerinde kaynaşmalarını sağlamakla mümkündür.
Geçmişte sendikaların sık kullandıkları, siyasi, dini ideolojilere dayanan veya sınıf farkındalığı üzerine kurulmuş yaklaşımlar, aslında önemsizdir.
Çünkü üye olsun ya da olmasın, "çalışanın ilk amacı" işini korumak ve gelir sağlamaya devam etmektir. Geri kalan her şey, bu yolda ayrıntıdır.
 
Sendikalar, sadece iş yerlerinde etkin kaldıkları sürece, gerek çalışanlar gerek ise toplum için önemli sosyal roller yüklenemezler.
 
Sendikanın bölge ekonomisinde etkin bir rolü olmalı. Bölgenin sosyal hayatına etki etmeli ve sosyal refahını desteklemelidir.


İşsizlik durumu yaşandığında, eski üyesini destekleyici ve koruyucu uygulamalarda geliştirmelidir.
Ancak bu şekilde, üyelerinin desteğini kazanabilir. Toplumsal hareketlerde, eylemler de kamuoyu desteğini arkasına alabilir.
I) Sendika üyeleri ve aileleri için düzenlenen sosyal etkinliklerin bir kısmı toplumsal fayda üzerine genişletilmelidir.
Çevre temizliği, ağaç dikme, çiftçilerle emek dayanışması (bir pazar günü zeytin toplanması gibi) etkinlikleri düzenlenip, bu etkinliklere sendika üyesi olmayan vatandaşlarda davet edilmelidir.
Hiç sendika üyesi olmamış toplum fertleri ve  gençler için destekleyici çalışmalar dahil edilmeli. Böylece gençlerde Sendika eğilimi de desteklenecektir. Asıl amaç, Sendikanın toplumsal etkinlik alanını genişletmektir.

II) Farklı sendika şubesi üyelerinin, hatta farklı sendikaların üyeleriyle bir araya gelecekleri etkinlikler düzenlenmelidir.

III) Sendikaların, bölgenin ekonomi planına göre ihtiyaç duyulacak kalifiye personelleri saptamalılar. Özellikle işsiz olan eski üyelerin eğitilerek desteklemeleri faydalı olacaktır.

IV) Bölgedeki toplumun ihtiyaçlarına göre, sendikaların da bölgelerde girişimci olarak da etkinlik göstermeleri gereklidir.
Bu girişimler, kooperatif veya dernek şeklinde olabilir. Yasaların elverdiği şekilde, birkaç farklı sendika ile ortak girişim şeklinde de olabilir.
Tüketici kooperatifleri veya dernekleri, Tarımsal Üretim Merkezleri, özelleştirilmiş kamu girişimleri, bölgenin ihtiyaçlarına yönelik işletmeler, Sosyal Destek Kuruluşları, vb.
Her üyenin, sendika üyelik aidatının bir kısmı karşılığında şirket hissesi olarak, üyelere sahiplendirilir. Böylece girişimci sermayesi de üyelere ait olur.


Bu girişimler, şimdiye kadar olduğu gibi; örneğin turistik sosyal tesis ya da üyelere apartman dairesi şeklinde olmamalıdır.
Sendikalarda yapılan yolsuzluklar ve yöntemleri incelendiğinde, bu tür girişimlerde çok fazla yolsuzluk görülmektedir.

Özellikle şeffaf olmaktan kaçınan yönetimlerde bu durum maalesef kaçınılmaz gözüküyor.
Yapılacak girişiminin, sermayedar girişimciden farklı hedefler üzerinde olması şarttır.

a) Girişim, piyasa da rekabet edecek bir ürün ya da hizmet üzerine olmamalıdır.
Sadece sendika üyelerine yönelik ve piyasaya göre  avantaj sağlayacak şekilde olmalı.

Eğer bu mümkün değil ise, toplumsal faydayı hedefleyen bir sosyal yatırım veya işbirliği olmalı.
Bu müşteri sürekliliğini ve düzenliliğini sağlayacaktır.

Kâr değil, fayda ön planda olmalı.


b) Girişim, sadece "sendika üyelerinin talep artışına göre" büyümeli. Para kazanıyor diye, işletme büyütülmemeli.

c) Yönetimin tüm ekonomik hareketleri, tüm üyelere-hissedarlara karşı şeffaf olmalı.

d) Elde edilen net gelirler-kâr'lar, her yıl sonunda tüm üyelere hisseleri oranında dağıtılmalı.

e) Her sendika (şube) yönetimi değişikliğinde, bu girişim yönetimleri de değişmeli ve asla aynı kişiler tekrar görevlendirilmemeli.

f) Girişimlerde çalışacak kişilerin istihdamında, işinden ayrılmış, işsiz kalmış eski sendikalılar öncelikli olmalı.

g) Girişimlerde çalışacak kişilerin yıllık çalışma süreleri, sınırlı olmalı. Çünkü burası sendika üyelerini olumsuz koşullara karşı güç toplamaları ve bir süre destek görme amacıyla oluşturulmuştur.

h) Sendika üyeliği tamamen biten üyelerin hisseleri, bu işletmeler tarafından bedeli mukabili alınıp, yeni sendikalılara tahsis edilmelidir.

(Örneğin: Bunun için girişim mesela 5 milyon hisseye bölünür. Her üyelik aidatı, bir hisse olarak değerlendirilir. Kuruluştaki üyelerin sayısına va yıllarına göre olan değerler, hisse oranı olarak üyelere yazılır.
Kalanı her dönem eklenir. Örnek olarak; 10 bin üye ortalama var ise ve sendikalılıkları ortalama 20 yıl ise, 10000x20x12=2.400.000 hisse girişimin başında dağıtılır. Kalanı her yıl sonunda eklenir.
 

Yıl sonunda kâr payı dağıtılır. Kâr marjı çok düşük tutulacağı için büyük bir katkı olmasa da, üyeliği sürece desteklenmiş olacaktır. Ayrıca çalışanın iş ilişkisi bittiğinde eline ek bir ekonomik kaynakta geçmiş olur.)
Bu uygulamadaki gizli amaç ise, girişimin kasasında önemli miktarda paranın kalmasına izin vermeyerek, olası insanoğlu yoldan çıkmalarının önüne geçmektir.

ı) Bu girişimler aynı zamanda işsiz kalan eski üyeler için, eğitim ve yeni meslekler öğrenme yerleri de olmalı.

Bu girişimlerin birkaç faydası olacaktır.
a) İşletme yapısı ve çalışması şeffaf olacağı için, tüm üyeler için güvenilir bir yatırımdır.

b) İşletme gelirleri, hisse sahibi üyeler için destekleyici ek gelirdir.

c) İş kaybına uğrayan sendikalılar için, geçici iş imkanı ile destek alacakları bir yerdir.

d) Farklı iş kollarından gelen ve kalifiye niteliğini kaybeden çalışanlar için bir eğitim alanıdır.

3) Ülke ve Uluslararası bazda
Günümüzde tüm çalışanlar aynı zamanda birer tüketicidir. Sadece kendi bölgelerinden değil, dünyanın her yerinden ürün satın almaktadırlar.

Çalışanları harekete geçirebilecek büyük tüketici örgütlenmeleri, tüm şirketlerin üzerinde baskı oluşturabilir.
 


Günümüzde, hemen hemen her devletin imza atıp, taahhütlerle ortak olduğu uluslar arası ticaret anlaşmalarının büyük bir kısmı, toplumlarının sosyal refahını yükseltme amacını taşımamaktadır.

Genellikle lobi faaliyetleri ile uluslar arası ticareti yönlendiren şirketlerin çıkarlarına göre şekillenmektedir.

Ulusal kararlara etki etmektedirler.

Bu nedenle, şirket kârlılıklarıyla beraber, toplumsal faydayı da gözetip baskı oluşturacak, dengeleyici demokratik yaptırımlar gereklidir.

Bu yaptırımları, Uluslararası düzeyde birlik oluşturmuş çalışma örgütleri yapabilir. 


KAYNAKLAR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder