28 Kasım 2018 Çarşamba

SENDİKALARIN GÜNCEL DURUMU NEDİR?

Yoksulluğa, Güvencesizliğe ve Krize Karşı Mücadele (3)                          
English

Tüm yaklaşımları ve durumu değerlendirecek olursak; İçinde bulunduğumuz dönem sadece bölgemizde ya da ülkemizde değil, tüm dünya çalışma yaşamında değişimin başladığı bir dönemdir.

Ekonominin yeni şekline ve üretim araçlarının sahipliğine bakarak, yeni çalışma koşullarının hangi şartlar altında olacağını da öngörebiliriz.

Ürünler tüketiciler için farklılaştırılmıştır. Ayrıca üretim süreci, “ara ürünler” üzerindeki uzmanlıklarına göre firmalar arasında paylaşılmaktadır.
Bu farklı bölgelerdeki sermayenin, ortak üretim yapması anlamına da geliyor.

* Endüstriyel işletmeler de düzenli çalışan kişi sayısı  azalıyor.

Sabit çekirdek kadronun yanında, değişken zamanlı, esnek çalışma modeli de gelişiyor.

Artık daha çok parça, ürün veya proje temelli olarak çalışılan süreler ve işler olacak.
Herkes sürekli ve düzenli çalışma imkanı bulamayacak.

* İş yerine bağımlılık azalıyor.
İş yeri sendikacılığı daha da zayıflayacak.

Bilgi ağırlıklı üretim, daha fazla boş (ama serbest değil) zaman bırakıyor.
Aynı zamanda kalifiye kişilere, dünya çapında iş yapma, projelerde çalışma imkanı da getiriyor.

* Sermayenin üretim yerine ve koşullarına bağımlılığı azalıyor.

Sermaye hareketliliği, en karlı bölgelerde üretim yapmak için daha fazla hareket esnekliğine sahiptir.

* İş gücü hareketliliği düşüyor.

Özellikle vasıfsız veya düşük nitelikli iş gücü için "işsizlik", tüm dünya da yaygınlaşıyor.

* Uluslararası sermaye, ulusal devletlerin toplumsal ve sosyal politkalarını kısıtlıyor. Ulus devletlerin güçleri zayıflıyor.

Hükümetler, kamu yararına olan ekonomik faaliyetlerden daha da uzaklaşacaklar. Bu görevler, daha çok, seçimlerle gelen yerel yöneticilere bırakılacak.



Devletler, sosyal ve ekonomik alanda, sadece düzenleyici ve karar verici role doğru yöneliyorlar.
Çünkü her türlü anlaşmazlıkta, hakem ve hakim rolünde denge sağlayıcı bir karar verici gerekli.
* Devletin üretimdeki gücünün azalması ile toplumlar  hükümetlerin aldığı kararlarla daha az ilgilenir hale getirmektedir.
Bu da, iktidar politikalarına daha az kamuoyu desteğine yol açmaktadır.
Buna karşılık, "Siyaset" sermaye sahiplerinin daha çok boy gösterdiği bir alana dönüşüyor.

Ülke için alınan siyasi ve ekonomik kararlara sermayenin etkileri daha da artacak.


* Devletçe güvence altına alınan, Sosyal Refah Devleti güvenceleri, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesiyle aşamalı olarak tamamen bitirilecek.

* Toplumların refahı ve alım-tüketim gücü, devletlerin gücünü de belirlediğinden,

toplumsal refahı destekleyecek temel ve sosyal yatırımlar, yerel yönetimler üzerinden sağlanacak.

* Belirli sektörler (maden, tersane, madencilik, tekstil, vs. gibi kol gücüne ihtiyaç duyan işler) hariç, beyaz yakalıların  sayısı artacak.
(Gelişmiş ülkelerde zaten çoğunluğa ulaşmışlardır.)


* Çalışma yerlerinin farklı bölgelerde ve dağınık olması ile  çalışanların farklı alanlarda uzmanlıkları,  aralarındaki bağları da zayıflatmaktadır.
Bu durum, sendikal örgütlenmeyi de zorlaştırmaktadır.



* Sendikalı sayısının azalmasında bir diğer etken, sadece Türkiye de değil, dünya çapında Sendikalara karşı artan güvensizliktir.

Sendikaların çalışma yaşamındaki değişime uyamaması ilk sebeptir..
Artık sendika anlayışı, ücret sendikacılığı düzeyine inmiştir.


 
Sendika yönetimlerindeki yolsuzluklar ve şeffaf olmayan yönetimler durumu körüklemektedir.



*
"En kötü Sendika, Sendikasızlıktan iyidir" yaklaşımı yolsuzlukları görmezden gelen ve işçiyi mevcut sendikaların yetersiz uygulamalarına mahkum eden söyleme dönüşmüştür.Çalışma yaşamının sorunları sürekli artmıştır.
"Kol kırılıp, yen içinde kalınca", yolsuzluk yaraları kangrene dönüşmüştür.
 Şeffaf yönetimden  kaçınan her yönetim için, yen içinde saklanan kırık bir kol olduğunu düşünebiliriz.
* Sendikalıların azalmasının bir diğer sonucu ise  kamuoyu'nun da Sendikal hak ve taleplere karşı duyarsızlaşması, destek azaltması olmuştur.

Çünkü daha kendi yönetim ve üye sorunlarını çözemeyen bir organizasyonun, topluma da bir katkısı yoktur.



* Başka bir sonuç ise, Sendikaların Ulusal ve Uluslararası platformlarda yaptırım gücünün zayıflamasıdır.
Sendikaların temsil ettiği oy gücü ve ekonomideki katkı payları azalmış, politikacılar tarafından daha az ciddiye alınır olmuşlardır.



Böylece Uluslararası Ticaret Organizasyonları  kararlarına müdahale güçleri de aynı şekilde azalmıştır.

* Kamu kurumları, özellikle hizmet sektöründe en büyük işveren haline dönüşmüştür.
Bu işyerlerinde birbirine rakip sendikaların rekabeti artmıştır. Durum çalışanlar aleyhine sonuçlanmıştır. Hem çalışanı örgütlenmekten uzaklaştırmış, hem de güvensizlik aşılamıştır.

*İşyerilerinde sendikaya üye olmak ya da olmamak anayasal bir hak olarak kişi özgürlükleri güvencesindedir. Halbuki Sendika'nın şirketin insan kaynakları birimi gibi hareket ettiği kurumlarda, sendika üyeliği de zorunluluk halini almıştır.

Üyelerini ikna yoluyla değil de, zorlayarak kazanan bir sendika'nın işveren karşısında, işçi'yi ne kadar temsil edeceği de kuşkuludur.
Aynı yönetimin, işçi haklarına karşı da hoyrat olacağı kuşkusuzdur.


* Emek arzının fazla olmasına rağmen sendikal örgütlenmenin düşük olmasında bir diğer etken ise, Sendikaların iş güvencelerindeki yetersizliğidir.


İşe sahip olmak ve korumak adına, "Çalışan" bir çok sosyal haktan ve talepten feragat eder hale gelmiştir.


* İşsizlik durumunda Sendikaların sağladığı desteğin, güvencelerin dar, hatta çoğu zaman hiç olmaması, örgütlenme karşısında ciddi bir engeldir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder