Fikirlerimi 3 aşamada paylaşmak istiyorum. Mevcut durumun bir tanımı ve analizi ile sorunlar Genel sorunlar için öneriler Sanayileşme döneminin en belirgin özelliklerinden bir de sendikalar oldu. Ağır çalışma şartlarına karşı, çalışanların birlik olma ve korunma, daha iyi, insanca yaşam arzularından doğdular. Sanayileşme döneminde görevlerini, mevcut demokratik yapılar içinde de en güzel şekilde yerine getirdiler. Ancak günümüzde dünya da çok hızlı bir değişim var ve ülkelerin bulundukları duruma göre pozisyonları farklı. Sanayileşmede bizim gibi geç kalmış ülkeler, bir yandan sanayileşmeye çalışırken, diğer yandan bilgi çağını yaşamakta… Gençler bilgi çağına adapte olup hazırlanırken, yaşlılar eski alışkanlıkları devam ettirmekte gittikçe zorlanıyor. İşlerin yapısı değişiyor. Çalışanın yapısı, yaptığı iş ve eğitimi değişiyor. Yaklaşık 150 yıl evvel ortaya çıkan ve özellikle 2ncü dünya savaşından sonra olgunluk çağlarına ulaşan sendikal yapılarda aynı sıkıntıdan muzdarip. Sendikalar, ağırlıklı olarak sanayi döneminin ihtiyaçlarına göre organize olmuşlardır. Bu dönemin sorun ve ihtiyaçlarına cevap vermek için yapılanmışlardır. Organizasyon yapıları, iç iletişim, karar alma, sendikalı ile olan iletişim ve bilgi akışı, sorunların teşhis yöntemleri ve çözüm önerileri kalıplaşmış, genel olarak bu dönemin ihtiyaçlarına göre kalmıştır. Üyeleri arasındaki örgütlenmeyi de, standart eğitimden geçmiş ve çoğunlukla aynı, tamamlayıcı işleri yapan çalışanlara göre organize olmuş sendikalar, günümüzde çalışanın birçok ihtiyacına cevap verememektedir. Üstelik bu yapıda geneldeki uyumsuzluktan dolayı, köhnemiş, çözüm üretmekten çok, çözümün ertelenmesine ya da göz ardı edilmesine araç olur hale gelmişlerdir. Bunun en canlı son örneği de Soma Faciası olmuştur. Çünkü sendikaların işveren üzerinde yaptırım gücü kalmamıştır. Kalmamıştır çünkü işverenlerinde sendikalardan gördüğü bir fayda kalmamıştır. İşveren sendikadan ne bekler? En başta iş yerinde düzenin korunmasını, üretimin sürekliliğinin sağlanmasını ve verim artışı bekler. Eğer mümkün ise maliyetlerde tasarruflara katkı bekler. Bunu yaparken de yönetime katılım ile bazı sorumlulukları almasını bekler. İşveren, sendikadan işbirliği bekler. İşçilerin refah düzeylerinin artışında kendisine ek maliyet çıkarılmadan çözümler üretilmesini bekler. Sendika bu konularda başarılı olduğu düzeyde, işveren üzerinde etkili olur. Ancak ülkemizde özellikle son 20 yılda sendikalar, siyasallaşma ve siyasal kamplara katılım ile daha fazla bozulmuştur. İşveren ile uyum ve işbirliği ise, üretimi ve kalitesini geliştirmeden ziyade, “Sarı Sendikacılık” adını verdiğimiz, işveren ile danışıklı dövüş şeklinde, işçilerin gazını almaya yönelik olmuştur. Böyle olunca da sendikaların işveren üzerinde gerçek anlamda hiçbir etkisi kalmamıştır. Yoğun işsizlik ve verim düşüklüğü de sendikaların bu durumu devam ettirmek zorunda bırakmıştır. Özellikle mücadeleci ve sınıf ayrımına, sınıfların çatışmasına yönelik sendikal anlayış ise danışıklı dövüşte, öfkeyi kontrol etmek, gaz almak şekline dönüşmüştür. Kendisine verilenlerden daha fazlasının isteme gücü, büyük oranda törpülenmiştir. Çatışmacı zihniyet ile bir şeyler elde etmek 19 yüzyıl da şekillenmiş ve darvinizmle güçlenmiş vahşi kapitalizm döneminin artığıdır. Elbette hala kapitalizm sürmekte ve zararlarına devam etmektedir. Ancak çözüm yolu artık bu tür bir çatışmaya girmek değildir. Kendi içimizde kapışarak kazanacaklarımızdan çok daha fazlasını kaybedeceğimiz bir dönemdeyiz. İşverenler sadece yurt içinde ve dışında, yabancı işverenlerle rekabet halinde değildir. Aynı zamanda daha ekonomik ve sürekli gelişerek değişen ürünlerle de rekabet etmektedir. Üstelik artık pazarı kendi ülkesi değil, tüm dünya da erişebildiği her yerdir. Böyle bir yapı içinde, hala işverenden bir şeyler koparmaya çalışan, mücadeleci anlayışında fayda sağlamayacağı aşikardır. İşveren’in rekabet gücünün artması için sendikalarında destek vermesi gerekir ki, kimse bu mücadeleden kayıpla çıkmasın. Zamanımız ve geleceğimiz, sadece ülke içinde değil, dünya üzerinde de çok ciddi sıkıntılarına, paylaşım kavgalarına gebedir. Yurt içinde ve yurt dışında sürekli mücadele dönemi başlamıştır. (Elbette geleneksel işverenlerimizde, bu ihtiyaçtan çok uzak olarak bireysel ve dar açıdan ele almaktadırlar durumu. Bu yüzdende Türk ekonomisi ve sanayisi hala gelişememekte, kazanılanlarda binalara ve ranta çarçur edilmektedir. Bunun ana nedeni ise çağımızın en önemli ihtiyacı olan işbirliği ve kolektif dayanışma ruhunun yorumlanamamasıdır. Al birini, vur ötekine olan bu yapının sürdürülebilirliği de yok elbette. Bu sadece bir dönem ve artık bitti. Hala bu görüşte inat eden işverenler, kaybedecek. Hala bu görüşlerde ısrar edene sendikalarda, güç ve üye kaybetmeye devam edecek. Hele taşeronlaşmaya yönelik uygulamalar artıkça, sendikalar adapte olamayacakları bu yapı karşısında daha da güç kaybedeceklerdir. Bu kadar eleştirdikten sonra elbette çözüm önerileri de getirmek gerekiyor. Bir sonraki yazı da bunun üzerinde duracağım. Daha sonra da çalıştığımız belediye açısından durumu ele almaya çalışacağım. Bu zaman zarfında arkadaşlardan gelecek düşünce ve önerilerinde, katkı yapacağını ve katılımda bulunacağını umuyorum. |
|
24 Temmuz 2014 Perşembe
Türkiye’de sendikaların yapması gereken dönüşümler için öneriler:
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder