24 Temmuz 2014 Perşembe

Bir Sendikalının gözüyle


17 Nisan 2014


Şimdi yapılacak toplu sözleşmeyle ilgili olarak değişmesini istediğimiz konuları ortaya koyabilsek, o zamana kadar hangi isteğin öncelikli ve gerekli olduğunu hangisini sonraya bırakabileceğimizi göreceğiz.
Öncelikle sendikanın durumunu kendi açımdan ele almak istiyorum. Bizim sendika bir ücret, para talepçisi sendikaya dönüşmüş durumda. İşverenle masaya oturuyor, iş gücüne dayalı olarak bir şeyler koparmaya çalışıyor.
Hâlbuki sendikalar, sadece ücret hedefli değildir. Sendikalar aynı zamanda, üyeleri arasında bir dayanışma, yardımlaşma ve onları geliştirme organizasyonlarıdır.

Mücadeleci sendika anlayışıyla, teorikte olsa işlevini yerine getirmeye çalışıyor.
Oysa çalıştığımız kurum, İzmir Halkına hizmet veren bir kurum, yani aslında kendi kendimize karşı mücadele veriliyor.

Esas karşı mücadele edilmesi gereken şey, sistemin getirdiği adaletsizlik olmalı. Bu çerçevede de, belediye yönetimi ile işbirliği yaparak bu süreci geçirmeliyiz.
Asıl hedef, ücret artışından ziyade, ücret eşitsizliklerinin giderilmesi, üyeler arasında gelir dağılımın daha dengeli olarak çalışılması ve üyelerin sosyal refah düzeylerinin artışına yönelik olmalı. Çünkü refah düzeyi artan bireyin, geliri aynı olsa bile yaşam düzeyi yükselir. Zaten daha çok "zam" talebinde de amacımız bu.
İkinci bir nokta, dünyadaki ekonomik değişim rüzgârları ülkemizi de vurmaya başladı. Bunun sonucunda birçok şirket kapanırken, bir kısmı bu dönemi işçi çıkartarak, azaltarak atlatmaya çalışacak.

Her ne kadar kamu kurumunda çalışıyor olsak ta, 3-4 yıl sonra bizimde bu durumla karşılaşma ihtimalimiz yüksek bence. Çünkü ülke ekonomisine doğrudan bağlı bir ödenek ve gelir yapısına bağlıyız. Belediyelerin ödeneklerindeki düşmeler bana kaçınılmaz gözüküyor.

Söz gelimi 500 kişinin işten çıkartılması gerektiği zaman, nasıl bir tutum alınacak?
İşveren olan kurum buna mecbur ise iki seçenek olacak önümüzde, ya 500 kişi işten çıkartılacak ya da tüm üyeler gelir düşmesine razı olup, bu yükü aralarında paylaşacak.

Peki, bizim sendikal yapımız ve örgütlenmemiz buna uygun mu?
Bence değil...

Sendika söylem olarak, "hesap soracağız" terimini eylemlerde kullanabiliyor.
Bu amaçla üyelerinin arkasında desteğini istiyor.
Ama ben hesap soramadığım, şeffaf olmayan bir yönetime destek vermekten de çekiniyorum.

Bana göre ancak hesap verebilir düzeyde şeffaf olan bir idareye destek vermek, arkasından gitmek mümkün.
Zaten ülkemizde de ana sorun bu. Hesap vermesi ve şeffaf olması gerekenlerin bundan kaçınması ve onların iki dudağının arasından dökülenlere rıza gösterilmesi istenmesi.

Sendikanın gücüne gelince; sendika gücünü üyelerinin sayısında alır. Ama bizimki gibi bir kamu hizmeti kurumunda durum çok farklı bence. Çünkü verdiğimiz kamu hizmetini aynı zamanda kendimize ve akrabalarımıza da veriyoruz.
Kamu hizmeti yürütülüyor olması nedeniyle; sendikanın gücü üyelerinin vereceği hizmetin kalitesinden ve veriminden kaynaklanacağını düşünüyorum.

Eğer belediye bu işçiler üzerinden İzmir'e iyi hizmet verebilirse, bu işçiler İzmir için elzem olur.
Yoksa sayı çokluğu çokta işe yaramıyor. Diğer belediyelerde sendikasızlaştırma sonuçlarını görüyoruz.

Bizimki gibi büyük şehirlerde sendika, belediye yönetimi için çok sayıdaki işçiyi toplu ve tek elden kontrol etme, yönlendirme mekanizmasına dönüşmüş durumda.
Bu nedenle de işveren nezdinde de çok fazla bir etki gücü yok. Diğer yandan sendikanın, işçiler üzerindeki nüfuzun kırılmaması ve azalmaması için arada bir gaz alma operasyonları dışında sendikanın etkisi gözükmüyor.

Kaldı ki, bu piyasa şartlarında en gayri memnun olanın bile, işini bırakıp,
"Ben bu çalışma ve bilgiyle daha iyi iş yapabilirim, bulabilirim" iddiasıyla piyasaya çıkabilecek cesareti ve inancı olduğunu da düşünmüyorum.
Diğer yandan piyasada bizim koşullarımızın daha düşüğünde çalışmaya hazır birçok işsiz mevcut...

Sendikanın oy gücü uyarısının, geçen yerel seçimlerde işe yaramadığını da gördük. Son toplu sözleşmeden sonra kızgın olan birçok işçiye rağmen, sonuç değişmedi. Zaten değiştiremezdi de.
Bu durumda sendikanın hedeflerini ve yöntemlerini değiştirmesi, işçi-işveren ortaklığında, işçinin refahı lehine ama mevcut işvereninde gücünü koruyacak şekilde yeni bir anlayışa ve politikaya dönüşmesi gerekiyor.

Zaten 85-90'lara kadar sürmüş, sanayileşme döneminin sendikal anlayışı ve söylemleri ile hala hareket edilmesi hatadır.
Türkiye'de bilgi çağına uyum sağlamaya çalışan toplumun bireyleri ve çalışanları olduğumuz düşünülerek, zamanımıza ve ihtiyaçlarına uygun söylemler, politikalar ve çalışmalar yürütmeliyiz.

Eskiden DİSK Türkiye'nin geleceğine ve çalışma yaşamına yönelik en fazla araştırmayı, bilimsel çalışmayı kitaplaştırıp çıkartan örgütlerden biriydi. Oysa son 15 yıldır bu tür çalışmaların azalmış hatta kalmamış olması, örgütün entelektüel gücünün de zamana ayak uydurmada zorlandığını gösteriyor bence.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder